DEMİRKÖY

Tarihi:

Demirköy’ün hangi tarihte kurulduğu kesin olarak bilinmemekle, MÖ 4200-4000 yılları arasında Trak kabileleri tarafından yerleşim alanı olarak seçildiği sanılmaktadır. 1369 Yılından önce Bizans hâkimiyetinde olan yöre, bu tarihte Sultan Murat Hüdavendigar tarafından Osmanlı toprakları arasına katılmıştır. Demirköy, 1891 Yılına Kadar Edirne Vilayeti, Kırklareli, Midye Kazasına bağlı Samakocak isimli nahiye merkezi iken, 1891 yılında Edirne Vilayeti, Kırklareli’ne bağlı Kaza statüsünü kazanmış ve 1924 yılında Kırklareli İline bağlı İlçe merkezi haline getirilmiştir. 27 Temmuz 1920’de Yunan işgaline uğrayan ilçe 11 Kasım 1922’ de işgalden kurtarılmıştır.

İlçe Coğrafi Durumu:

Demirköy İlçesi Yıldız Dağlarının üzerinde yer alması nedeni ile engebeli bir topografyaya sahiptir. Yerleşim yerinin etrafı Bulanıkdere ve Değirmendere tarafından derince yarılmıştır. İlçenin 12 km. Güneybatısında Yıldız Dağlarının en yüksek tepesi olan Mahya Tepesi (1030 m) yer almaktadır. İlçe topraklarının güneyi dağlık, Kuzeyi ile doğu tarafları orman ve orman içinde açılan yer yer düzlüklerden meydana gelmiştir. İlçe sınırları içerisinde geçen Velikadere, Bulanıkdere, Üçdere, Bıçkıdere ve Bulgaristan ile sınırımızı çizen Rezve Deresi bulunmaktadır. Ayrıca İğneada arazisi içinde ve kıyıda çeşitli büyüklükte göller bulunmaktadır. Bu göller Mert, Saka, Pedina,Erikli ve Hamam gölleridir. İlçe daha ziyade Karadeniz ikliminin etkisi altındadır. Buna mukabil yazları sıcak ve kurak geçer.Yağışlar baharlara ve kışa toplanmış gibi görülür. Yaz ve Kış ortalamaları arasında büyük ısı farkı vardır. Yazları sıcak vekurak , kışları ise soğuk, zaman zaman kar yağışlı geçer. Kışın kalın bir kar tabakası toprağı örter. Yıllık ortalama yağış 850-1000 mm’ ye yaklaşır. Karadeniz’ in nemli havası her zaman hakimdir. İlçemizin doğal bitki örtüsünün % 91,3’ü meşe ve kayın ormanları ile kaplıdır. İğneada Beldemizde birbirinden bağımsız 3 adet longoz(subasar) ormanı bulunmaktadır.

İğneada:

İğneada, Kırklareli ili Demirköy İlçesine bağlı bir sahil beldesidir. İstanbul’a 250 km, Kırklareli’ne 97 km ve Edirne’ye 165 km uzaklıkta olan İğne ada’nın nüfusu 2000 yılı verilerine göre 2215'dir. Denizi, gölleri, subasar ormanları, tarihi ve kültürüyle bir cazibe merkezi olan İğne ada, coğrafi yalıtılmışlığı sayesinde bugüne kadar çok fazla bozulmadan korunabilmiş önemli bir doğal alana ev sahipliği yapmaktadır. Bir ekosistemler zinciri olan İğne ada’da, subasar ormanlar ve yaprağını döken orman ekosistemleri, tatlı ve tuzlu su gölleri, kıyı kumulları, tatlı ve hafif tuzlu bataklıklar bir arada bulunmaktadır. Türkiye’de subasar özelliğe sahip alüvyal karakterdeki birkaç ormanlık alandan biri olan İğne ada Longoz Ormanları*, Avrupa’da da nadir bulunan bir ekosistemdir. Kıyıda yer alan kumullar, barındırdığı endemik bitki türleriyle İğne ada’nın önemini daha da artırır. Batı Palearktiğin önemli kuş göç yolları üzerinde de bulunan bölge, gölleri, sazlık ve sulak alanları ile göçmen kuşlar için yaşamsal bir konaklama alanıdır. Dar bir alanda, birbirinden farklı ve yüksek koruma değerine sahip ekosistemlerin iç içe bulunması, bölgeyi yalnızca Avrupa ölçeğinde değil dünya ölçeğinde de önemli hale getirmektedir. Bölge dünyanın korunması gereken doğa miraslarından biri olarak değerlendirilmektedir.

İğneada çevresinde yörenin tarihine ışık tutan birçok tarihi yapı yer almaktadır. Sivriler köyü Çatalarmut mevkiinde Cenevizlilere ait yıkılmış kalelere rastlanmaktadır. Ayrıca köy içerisinde Traklara ait evleri andıran eski yapılı sazlık evler bulunmaktadır. Yine Sivriler köyü Erikli bölgesinde Traklara ait mezarlıkların olduğu söylenmektedir. Trak evleri yerden belli bir yükseklikte kazıklara oturtulmuş ve çatısı ve çevresi sazlıklarla örtülü bir yapı halindedir. Hamam gölü ile Bulanık derenin denize döküldüğü yer arasında kalan ve Aypolos denilen bölgede tümülüsler, höyükler, eski bina kalıntıları ve kırklara ait mezarlar yer almaktadır. Longoz ormanı içerisinde Traklara ait kazıklar üzerine oturtulmuş eski, ahşap ev kalıntıları olduğu söylenmekte fakat yeri tam olarak bilinmemektedir. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde 1660 yılında İğneada açıklarından geçerken Bulanıkdere’nin denize döküldüğü yerde üzeri kiremitli yaklaşık 300 haneli bir Rum yerleşim yerinin olduğunu yazmıştır. İğneada açıklarında birçok gemi batığı yer almaktadır. 2. Dünya savaşı sırasında Yahudileri taşıyan bir gemi bu sularda batırılmıştır. Yine Romoflar dönemine ait bir askeri gemi bu açıklarda batmıştır. İçerisinde çok sayıda silah, top ve tüfek olduğu söylenmektedir. İğneada Parkı yapımında da Osmanlı dönemine ait birçok top ve gülle bulunmuştur. Yalnız bu toplar tehlikeli olacağı düşüncesiyle patlatılmıştır. İğneada, Karadeniz’e kıyısı olan bir sahil beldesidir. Bu nedenle her yıl düzenlenen Karadeniz Yat Turu’nun uğrak yerlerinden biri olma konumundadır. İğneada’nın bu konumunun turizm açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. İğneada yakınlarındaki Avcılar köyü sınırları içerisinde yöre halkının kutsal saydığı Derviş Ali Baba türbesi bulunmaktadır.

Kültür ve Turizm:

3155 hektarlık Milli park alanı, İğneada beldesi sınırları içerisinde yer almaktadır. İğneada, Marmara Bölgesi ,Kırklareli İli Demirköy İlçesine bağlı, Bulgaristan ile sınırı olan bir sahil kasabasıdır. Demirköy’e 25 km uzaklıktadır. Yıldız (Istranca) Dağlarından Karadeniz sahillerine doğru akan derelerin taşıdığı alüvyonların birikmesi ve mevsimsel olarak sular altında kalması sonucunda milli parktaki longoz ormanları oluşmuştur.

01 Longoz Ormanları Milli Parkı:

  • Yıldız (Istranca) Dağlarından Karadeniz sahillerine doğru akan derelerin taşıdığı alüvyonların birikmesi ve mevsimsel olarak sular altında kalması sonucunda milli parktaki longoz ormanları oluşmuştur.

  • Karadeniz kıyısında Türkiye-Bulgaristan sınırında yer alan İğneada Longuzu, mevsimsel su basar ormanları, bataklıkları, tatlı su gölleri ve kıyı kumullarını bir arada bulunduran ender ekosistemlerden biridir. Güneyinde ve batısında Yıldız (Istıranca) Dağları bulunmaktadır.

  • Alanda zengin sucul bitki örtüsüne sahip beş göl bulunur. Erikli Gölü (43 ha), yaz aylarında denizle bağlantısı kesilen bir lagündür. Mert Gölü (266 ha) ise Çavuşdere’nin denize döküldüğü yerde oluşmuştur. Alanın en güneyinde bulunan Saka Gölü orman ve kumullar arasında bulunan 5 ha’lık küçük bir göldür. 19 ha’lık Hamam Gölü ve 10 ha’lık Pedina Gölü ise iç tarafta yer almaktadır.

  • Alan içersindeki kıyı kumullarını İğneada fiziki olarak ikiye ayırır. Kuzeyde yer alan kıyı kumulları Erikli Gölü’nün doğu kısmından başlayarak İğneada’ya kadar uzanır. Güneyde yer alan kıyı kumulları ise Mert Gölü’nü denize bağlayan kanal bölgesinden başlayarak Saka Gölü güneyine kadar uzanır ve yer yer genişliği 50-60 metreye kadar ulaşır. Yaklaşık 10 km. uzunluğundaki kumullar Karadeniz’in güneybatısına özgü bitki türleri ile büyük önem taşımaktadır.

02 Alandaki Rekreasyonel Kullanımlar

  • İnsanın yaşamı boyunca doğal güzellik adına görmek isteyebileceği hemen hemen tüm güzellikleri barındırabilen, denizi, ince kum sahili, uçsuz bucaksız ormanı, gölleri, dereleri ve temiz havasıyla tam bir doğa harikası olan İĞNEADA cennetten bir köşedir adeta.
  •  

  • Pedina Gölü, Erikli Gölü, Hamam Gölü, Mert Gölü, İğneada Plajı, Kuş Gözlem Alanı, Longoz Subasar Ormanı, Mesire Yerleri, İğneada Feneri (50-60 metrelik yamaç üzerinde kurulu feneri ve Liman Baba Türbesi'ni) görebilirsiniz.
  •  

  • Bulgar hududunu oluşturan üç metre enindeki Rezve Deresi kıyısına kurulu Beğendik Köyü, Atatürk Örnek Köyü olarak yapılmıştır.
  •  

03 Kültürel Değerler

  • İğneada Thyn'lerin yaşadığı yer anlamına gelen Thynias adını Trak kavminden almıştır. Göç dalgasının bölgeye etkisi büyük olmuştur. Özellikle güneyden, Eski Yunan kültürel tazyiki hiçbir zaman eksilmemiştir.

  • Cumhuriyet döneminden önce Balkan Savaşı esnasında Bulgaristan istilasına uğrayan İğneada, Midye-Enez hattının çizilmesiyle Bulgaristan'a kalmışken Edirne'nin de kaybedilmesi sebebiyle yapılan taarruz ve anlaşmalarla bugünkü Trakya sınırı çizilmiş ve İğneada topraklarımızda kalmıştır.

  • İğneada'nın fethini yöneten komutanın adı İne Bey'dir. Buraya kendi adını verir ve "İneada" adı zamanla İğneada olur.İğneada burnu iğne şeklindedir, bu yüzden adı İğneadadır gibi yargılar ve benzetmeler tamamen yanlış ve uydurmadır.

04 Flora

  • İğneada ve çevresi ülkemizde birbiriyle ekolojik olarak bağlı ekosistemler zincirini oluşturan ender yerlerdendir. Longoz ormanları ve yaprak döken karışık oldukça boylu ağaç türlerinden oluşan orman vejetasyon tiplerini bünyesinde barındırır.

  • Kıyı kumulları, longoz ormanları ile birlikte İğneada’nın en hassas ekosistemlerini oluştururlar. Kıyı kumulu üzerinde zengin ve ilginç bitki türleri bulunur. Sahil, ön cephe kumul ve sabit kumul bitki örtüleri son derece iyi durumdadır. Avrupa'nın güneydoğusuna özgü dişbudak-meşe-kızılağaç orman tipinin en sulak bölümlerinde kızılağaç ve dişbudak, nispeten daha kuru bölümlerde ise saplı meşe başta olmak üzere çeşitli meşe türleri baskındır. Buna ek olarak tırmanıcı bitki türleri ormanın en belirgin özelliğidir. Bu orman toplulukları Karadeniz'in güneybatı sahillerinde görülen çok nadir ve önemli habitatlar olup, 'longoz' şeklinde adlandırılır.

  • Üst tabakada ağaç katında yer alan baskın bitkiler kızılağaç, dişbudak, kayın ve Akçaağaç’tır. Aynı zamanda tropik orman özelliği gösterdiği için sarılıcı bitkiler açısından da zengindir.

05 Fauna

  • İğneada ve çevresi faunal zenginlik açısından hayli yüksek öneme sahiptir. Yapılan çalışmalar neticesinde alanda,

  • Balıklar:
  • (Alabalık, Gümüş balığı, Kefal)


  • Kuşlar:
  • (Akkuyruklu kartal, Yeşil Ağaçkakan, Baykuş, Gri Balıkçıl, Guguk kuşu, Yalıçapkını, Kara Leylek, İbibik).


  • Memeliler:
  • (Yaban Kedisi Yaban Domuzu, Karaca, Kır Tavşanı, Yaban Tavşanı, Ağaç Sansarı, Porsuk, Kurt, Karaca, Tilki, Su Samuru, Sarı Boyunlu Orman Faresi, Gelincik, Büyükkulaklı yarasa, Alacalı kokarca)


  • Sürüngenler:
  • (Trakya tosbağası, Pürtüklü semender, Oluklu kertenkele, Engerek Yılanı, Küpeli su yılanı) tespit edilmiştir.

Fatih Dökümhanesi

Demirköy Fatih Dökümhanesi, İlçemizin güneydoğu istikametinde ve ilçemize 3.800 metre mesafede bulunmaktadır. Toplam 10000 metrekare kapalı alan ihtiva ettiği bilinen tarihi kompleksin döneminin bölgedeki en modern işletmesi olduğu varsayılmaktadır. Fatih dönemi ve daha öncesinde yöredeki zengin demir yatakları göz önünde tutularak, buraya demir döküm merkezi kurulmuştur. Fatih'in, İstanbul'un fethinde burada dökülen top güllerini kullandığı bilinmektedir. İlçemnin ismi de buradan gelmektedir. Dönemin en ileri teknolojisiyle döküm yapılan, Demirköy Tophane-i Amiriye İşletmeleri olarak anılan dökümhanede, 15. yüzyıl ortalarından 19. yüzyıl sonlarına kadar aralıksız üretim yapılmıştır. Dökümhanede, büyük ve küçük olmak üzere iki dökümhane bulunmaktadır. Büyük dökümhaneye 230 metre mesafede bulunan küçük dökümhanede iki eritme fırını bulunmaktadır. Daha önce kapsamlı bir işletme olduğu anlaşılan Dökümhâne’nin, II. Mahmud (M.1808-1839) döneminde esaslı bir biçimde ihya edildiği anlaşılmaktadır.

Dupnisa Mağarası

Yaklaşık 180 milyon yıl önce oluşmuş olan Dupnisa Mağarası mermerler içerisinde gelişen, birbirine bağlı iki kat ve üç mağaradan oluşmuştur. Toplam uzunluğu 2720 metre olan sistemin üst katını, Kuru ve Kız mağaraları oluşturmaktadır. Gelişimini tamamlamış bu mağaralardan 50-60 metre aşağıda Sulu Mağara yer alır. İçinden devamlı akışı olan bir yer altı nehri akan ve deniz yüzeyinden 345 metre yukarıda giriş ağzı bulunan bu mağaranın toplam uzunluğu 1977 metredir. Son noktası ise, girişten 61 metre daha yukarıda yer alır. Istıranca Dağları’nı derin vadilerle yardığı, vahşi görünüme sahip bir bölgede yer alır. İlçemize bağlı Sarpdere Köyü yakınındaki mağaraların İstanbul’a uzaklığı 230 kilometredir. Dupnisa mağarası sistemi iki mağaradan oluşur. Üstteki mağara kuru mağara ,alttaki mağara sulu mağara yada dupnisa diye bilinir. Bu iki mağara birbiri ile bağlantılı olup ikisi arasında 30 mt kot farkı bulunmaktadır. Kuru mağara 900 mt sulu mağara 1700 mt olmak üzere toplam uzunluğu 2600 mt olup üstteki mağara sarkıt, dikit, sütun ve damlataş yönüyle sulu mağaraya göre daha zengindir. Sulu mağaranın girişinde karstik olarak oluşmuş bir kemer yer almaktadır. Ortalama sıcaklık kuru mağarada 17 derece sulu mağarada ise 10 derecedir. Sulu mağarada ki bu oluşumlar halen devam etmektedir.


İğneada Feneri

İğneada Feneri, Koru Burnu’nun ucunda, ülkenin Batı Karadeniz’de son limanının biraz kuzey doğusunda, 1866 yılından günümüze ulaşan ferahlatıcı ışığını sonsuza yollamakta. Osmanlı Devleti, deniz ticaretinin önemini kavramasının ardından, ekonomik gelişmesini güçlendirme girişimleri arasında Fransa ile geliştirilen ikili ilişkiler çerçevesinde denizlerde güvenli ulaşımı sağlamak amacıyla bir dizi deniz feneri inşa etme anlaşması yapmış. İşte bu anlaşmanın ürünlerinden biri olan İğneada Feneri kurulduğu dönemde gazyağı ile çalışıyormuş. Teknik gelişmelerin gereği olarak daha sonra asetilen gazı ile çalıştırılmış. Elektrik enerjisinin bölgede kullanılmaya başlamasıyla fener de elektrik enerjisiyle çalıştırılır olmuş.Günümüzde hâlâ elektrik enerjisine bağlı ama ayrıca güneş enerjisini elektriğe çeviren panellerle donatıldı. Yörenin ormanlık olması nedeniyle enerji hatlarında, ağaçların fırtınalarla devrilmesinin yol açtığı enerji kesintilerine karşı tedbir olarak bir dizi akümülatör hem güneşten, gerektiğinde de elektrik hatlarından gelen enerjiyi depoluyor. Böylece fenerimiz geceleri denizcilerimize Koru Burnu’nu ve limanın yerini belli ediyor. Sisli, puslu olmayan açık havalarda 20 mil mesafeden görülen fener 10 saniyede bir çakıyor. Güçlü bir ampulün çevresinde birbirinin karşısında bulunan iki aynanın sürekli dönmesiyle ve belli açılarda yerleştirilen prizmaların ışığı güçlendirerek yansıtmasıyla gecenin karanlığına bir ışık demeti salınıyor.